Dil

+90 (212) 217 12 55 +90 (212) 217 12 54 info@kilinclaw.com.tr

Makaleler

Kategoriler

Arşiv

Telefon
+90 (212) 217 12 55
Okunma Süresi: 5 dakika

1. GİRİŞ VE GENEL ÇERÇEVE

 Özellikle ceza yargılamasında sanık için adeta kanun yoluna başvuru güvencesi niteliğinde olan aleyhe değiştirme yasağının, Türk hukukundaki yeri ve önemine değindiğimiz bu makale kapsamında ayrıca hukuk yargılamasındaki etkilerine de ışık tutulacaktır.  Zira aleyhe değiştirme yasağı, Türk hukuku mevzuatında yalnızca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”)’nda sınırlı ölçüde yer almakta olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu (“HMK”)’da açıkça düzenlenmemiştir. Her ne kadar aleyhe değiştirme yasağına ilişkin HMK’da açık hüküm bulunmasa da aleyhe değiştirme yasağının adil yargılanma ilkesi ile doğrudan ilişkili olması, hukuk yargılamasında gözetilmeli ve değerlendirilmelidir. Bu nedenle işbu makale kapsamında yargılamanın temel ilkelerinden olan aleyhe değiştirme yasağının Türk ceza ve hukuk yargılamasındaki yeri, önemi, işleyişi ve etkileri incelenecektir.

2. ALEYHE DEĞİŞTİRME YASAĞI VE FONKSİYONLARI

 Ceza ve hukuk yargılamasında aleyhe değiştirme yasağını ifade etmek gerekirse, taraflardan birinin ilk derece mahkemesinin tesis ettiği karara karşı kanun yoluna başvurması halinde başvuru neticesinde yeniden tesis edilen kararın, ilk derece mahkemesinin başvurucu için tesis ettiği ilk karardan daha ağır olmasını engelleyen yargılamanın temel ilkelerinden birisidir. Kısacası aleyhe değiştirme yasağı (“reformatio in peius”), kanun yoluna başvuru neticesinde yeniden tesis edilen kararın önceki karardan daha ağır olamayacağının teminat altına alınmasını sağlamaktadır.

Aleyhe değiştirme yasağının ceza yargılamasındaki en önemli fonksiyonu, sanığın daha ağır ceza almaktan korkmadan kanun yoluna başvurmasını sağlamak, hak arama ve suçsuzluğunu ispat etme yönündeki çabasına güvence oluşturmaktır. Bu nedenle aleyhe değiştirme yasağı Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”)’nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilişkilidir.

Hukuk yargılamasında ise taraflardan yalnızca birinin kanun yoluna başvurması halinde gündeme gelen aleyhe değiştirme yasağı, başvurucu aleyhine daha ağır bir hüküm tesis edilmesini engelleyerek ayrıca kanun yoluna başvurmayan taraf lehine ekstra menfaat sağlanmasının da önüne geçmektedir. Bu halde aleyhe değiştirme yasağı, kanun yoluna başvuran tarafın müktesep hakkının korunmasına hizmet etmektedir.

3. ALEYHE DEĞİŞTİRME YASAĞININ KAPSAMI

Ceza yargılamasında aleyhe değiştirme yasağının uygulanmasını öngören CMK’nın 265, 283 ve 307/5. maddelerinin lafzi yorumu dikkate alındığında aleyhe değiştirme yasağının yalnızca “ceza” yönünden uygulanabileceği, ceza yerine geçen ya da ceza ile birlikte uygulanabilen güvenlik tedbirlerinin ise aleyhe değiştirme yasağının kapsamına dahil olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu kapsamda Yargıtay içtihatları değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın da lafzi yorumu benimseyerek içtihatlarına esas aldığı görülmektedir. Zira 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 45. maddesinde cezalar, hapis ve adli para cezası olarak sayılmış olup güvenlik tedbirleri ceza çeşitlerine dahil edilmemiştir. Bu nedenle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.12.2006 tarihli 2006/11 – 301 E. 2006/296 K. sayılı kararı ve 20.12.2011 tarihli 2011/9 – 119 E. 2011/280 K. sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere Türk ceza yargılamasında aleyhe değiştirme yasağı, yalnızca hapis ve adli para cezasından ibaret olan cezalar yönünden uygulanmakta, ceza niteliği bulunmayan güvenlik tedbirleri yönünden ise uygulanmamaktadır.

Her ne kadar maddi ceza hukukunda kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum yasak olsa da ceza yargılaması yönünden CMK’da sayılan istisnalar dışında kıyas mümkün olduğundan; sanık lehinde hak kaybı yaşanmaması adına adil yargılanma hakkı ile paralel olarak güvenlik tedbirleri yönünden de aleyhe değiştirme yasağının uygulanabileceği yönünde görüşler bulunmaktadır.

Aleyhe değiştirme yasağının ceza yargılamasındaki kapsamında önem arz eden bir diğer husus ise suçun niteliğinde ve unsurlarında meydana gelen değişikliklerin aleyhe değiştirme yasağının kapsamında dahil edilmemesidir. Bu hususun sanık lehine oldukça faydası bulunmaktadır. Zira, sanık lehine yapılan kanun yoluna başvuru ile gerçekleşen incelemede suçun ilk hükme esas alınandan farklı veya daha ağır bir suç olduğu, suçun özel görünüş biçimlerinde (teşebbüs, iştirak, içtima vs.) farklılıkların olduğu tespit edilse dahi işbu tespitler esasen önceki kararın bozulmasına / değiştirilmesine sebep olacak nitelikteyken aleyhe değiştirme yasağı ile suçun vasfında ve unsurlarında yapıla hataların sanık aleyhine daha ağır sonuçlar doğuracak olması aleyhe değiştirme yasağı ile engellenmektedir. Diğer bir anlatımla, suçu vasfında ve unsurlarında meydana gelen değişiklikler aleyhe değiştirme yasağının kapsamına dahil olmayıp işbu değişiklikler nedeniyle sanık aleyhine daha ağır cezaya hükmedilmesinin önüne geçilmektedir. Örneğin, sanık lehine başvurulan bir temyiz incelemesinde suçun vasfının saptanmasında hataya düşüldüğü tespit edilirse, bu tespit bir bozma gerekçesi sayılabilecek ve fakat bozulan hükümde tesis edilmiş olan cezanın türü ve miktarı sanık için bir “kazanılmış hak” kabul edilecektir. Burada önemle belirtmek gerekir ki suçun vasfı değil cezanın türü ve miktarı kazanılmış hak vasfındadır.

Aleyhe değiştirme yasağının hukuk yargılaması yönünden kapsamı ise kanun yoluna başvuran tarafın başvuru sebepleri ve kapsamı ile ilgilidir. Zira hukuk yargılamasındaki taleple bağlılık ilkesi gereği, kanun yolu mercii kanun yoluna başvuran tarafın, talep ettiğinden daha fazla ya da farklı bir menfaati olduğunu tepsi etse dahi işbu menfaat incelenmek üzere kanun yoluna götürülmediği için bu menfaat yönünde karar verilemez. Bu nedenle aleyhe değiştirme yasağının hukuk yargılamasındaki kapsamı yalnızca kanun yoluna başvuran tarafın, kanun yoluna başvuru sebepleri ve kapsamındakiler ile sınırlı inceleme yapılması ile ilgilidir.

4. TÜRK HUKUKUNDA ALEYHE DEĞİŞTİRME YASAĞININ ÖNGÖRÜLDÜĞÜ HALLER

Makalenin “Giriş” kısmında da belirtildiği üzere Türk hukuk yargılamasında HMK çerçevesinde aleyhe değiştirme yasağına ilişkin doğrudan yahut dolaylı hüküm bulunmamaktadır. Ancak belirttiğimiz üzere aleyhe değiştirme yasağının başta adil yargılanma hakkı ve hukukun evrensel ilkeleri ile de doğrudan ilişkisi olması, yargı mercilerinin bu hususu gözetmesine neden olmaktadır.

Ceza yargılamasında ise aleyhe değiştirme yasağına ilişkin hususlar CMK’nın 265, 283, 307/5., 309/b ve 323. maddeleri kapsamında yer almaktadır. CMK’nın 265. maddesinde Cumhuriyet Savcısının sanık yararına kanun yoluna başvurması halinde, aleyhe değiştirme yasağının uygulanacağı şu şekilde düzenlenmiştir;

“Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhine kanun yoluna gidilen karar, sanık lehine bozulabilir veya değiştirilebilir. Cumhuriyet savcısı, kanun yoluna sanık lehine başvurduğunda, yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez.”

 CMK’nın 265. maddesinde düzenlenen işbu hüküm genel hüküm niteliğinde olup Cumhuriyet Savcısının sanık yararına kanun yoluna başvurması halinde aleyhe değiştirme yasağının dikkate alınacağını ifade etmektedir. Sanık lehine istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurulması halinde ise aleyhe değiştirme yasağının uygulanacağı CMK’nın 283 ve 307/5. maddelerinde düzenlenmiştir. 

İstinaf kanun yoluna sanık lehine başvurulması halinde aleyhe değiştirme yasağının uygulanacağını öngören CMK’nın 283. maddesi şu şekildedir; “İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” Bu hususta önemle belirtmek gerekir ki aleyhe değiştirme yasağının uygulanabilmesi için istinaf kanun yoluna yalnızca sanık lehine başvuru yapılmış olması gerekmektedir. Bu halde yalnızca sanık lehine istinaf başvurusu yapılmış ise istinaf mahkemesi tarafından yeniden tesis edilen karar ilk derece mahkemesi tarafından tesis edilen ilk hükümdeki cezadan daha ağır olamayacaktır.

Olağan kanun yollarında aleyhe değiştirme yasağının gündeme geldiği diğer bir hal ise sanık lehine temyiz başvurusunu esas alan CMK’nın 307/5 maddesidir. Bu kapsamda “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” denilmek suretiyle yine benzer şekilde yalnızca sanık lehine olmak üzere temyiz başvurusunda bulunulması halinde aleyhe değiştirme yasağının uygulanacağı ifade edilmektedir. Bu hüküm ile yalnızca sanık lehine temyiz başvurusu yapılması halinde temyiz edilen hükmün bozulmasına ilişkin karar tesis edilirse işbu bozma kararından sonra yeniden tesis edilen hüküm bozulan ilk hükümdeki cezadan daha ağır olamayacaktır.

Aleyhe değiştirme yasağının ceza muhakemesinde olağanüstü kanun yollarında da uygulanması öngörülmüştür. Bu hususa ilişkin olarak kanun yararına bozma hali için CMK’nın 309/ b maddesinde, yargılamanın yenilenmesi için CMK’nın 323/2. maddesinde düzenleme bulunmaktadır. CMK’nın 309/b maddesinde “Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” denilmek suretiyle kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolu kapsamında kanun yararına bozma sonrasında verilen bu hüküm, önceki hükümle belirlenen cezadan daha ağır olamayacaktır.

Yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu kapsamında ise CMK’nın 323/2. maddesinde öngörülen “Yargılamanın yenilenmesi istemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa, yeniden verilecek hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez.” hükmü uyarınca yargılamanın yenilenmesinden sonra verilecek cezanın daha ağır olamayacağı teminat altına alınmıştır.

5. SONUÇ

Türk ceza ve hukuk yargılamasında oldukça önemli bir yere sahip olan aleyhe değiştirme yasağı öncelikle ceza yargılamasında sanığın, kanun yollarına başvurması için bir güvence niteliği taşımaktadır. Bu niteliği itibariyle de ayrıca kanun yollarına başvurunun işlerlik kazanmasına yardımcı olmaktadır. Zira sanık, istinaf ya da temyiz başvurusunda daha fazla ya da daha ağır ceza almaktan korkmayacak ve adil yargılanma hakkı ile doğru orantılı olarak hak arama ve suçsuzluğunu ispat etme yolunda arayışına devam edecektir. Şüphesiz ki bu yönüyle aleyhe değiştirme yasağı ceza yargılamasının en temel ve en önemli ilkesidir. Hukuk yargılamasındaki boyutu ise yukarıda değindiğimiz üzere kazanılmış hak prensibi ile açıklanabilir. Zira davanın taraflarından yalnızca birisinin istinaf ya da temyiz başvurusunda bulunması halinde ilk derece mahkemesinin tesis ettiği ilk hüküm ile elde ettiği menfaat, kazanılmış hak niteliğinde olacaktır. Bu itibarla tıpkı ceza yargılamasında olduğu gibi ilk hükümle verilen cezadan daha ağır bir ceza verilemeyecekse hukuk yargılaması kapsamında da kazanılmış hakkın korunması prensibi gereği ilk hükümle kazanılan menfaatten daha azına hükmedilemeyecektir. Her iki halde de görülmektedir ki aleyhe değiştirme yasağı hem kanun yollarına başvuran için bir güvence hem de kanun yollarına işlerlik kazandıran yargılamanın temel bir ilkesidir.

6. KAYNAKÇA

  1. Prof. Dr. Veli Özer ÖZBEK, Arş. Gör. İlker TEPE, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Aleyhe Değiştirme (Reformatıo In Peıus) Yasağına İlişkin- Öğreti Ve Uygulama Boyutlarıyla- Genel Bir Değerlendirme
  2. Ali Rıza ÇINAR, Aleyhe Değiştirme Yasağı Kuralı (Prohibition On Reformatio İn Peius)
  3. Prof. Dr. Baki KURU, Hukuk Usulünde Aleyhe Bozma Yasağı
MAKALELER SAYFASINA DÖN
@