Dil

+90 (212) 217 12 55 +90 (212) 217 12 54 info@kilinclaw.com.tr

Makaleler

Kategoriler

Arşiv

Telefon
+90 (212) 217 12 55

A.    Giriş

 

Uyuşmazlık halinde, tarafların ileri sürdükleri hususların ispatı, usul ve yasaya uygun şekilde elde edilmiş ve yine bu minvalde ibraz edilen delillerin muhtevasına bağlıdır. Zira, mahkemeler veya tahkim kurulları, iddiasını ispatla yükümlü olan tarafın, uyuşmazlığı aydınlatmaya elverişli delillerini değerlendirmek suretiyle karar vermektedir.

 

Hukukumuzda, ispatın ne şekilde ve hangi deliller aracılığı ile yapılabileceği belirli ise de “delil sözleşmesi” işbu kanuni delil sisteminin bir istisnası olarak yer almaktadır. Bu istisna, Anayasa’nın “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” başlıklı 48. maddesi, tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olup hakimin resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalar haricinde uygulanabilmektedir.

 

Delil sözleşmesi ile taraflar, vakıaların kanunda öngörülenden başkaca deliller ile ispatına karar verebilmekte ve hatta vakıaların ispatını yalnızca birkaç delil ile sınırlayabilmektedir. Taraflar, aynı zamanda, ne tür vakıaların ispatının hangi taraf üzerinde bırakılacağına da karar verebilmektedir. Ancak, işbu makalenin konusu ispat yükü sözleşmeleri olmayıp delil sözleşmeleri çerçevesinde sık karışılaşılan sorulara yer verilmiştir.

 

B.    Delil sözleşmesi feragat içerebilir mi?

 

Delil sözleşmeleri, münhasır ve münhasır olmayan delil sözleşmeleri olarak ikiye ayrılabilmektedir.

 

Münhasır olmayan delil sözleşmelerinde, taraflar, hukukun belirli delillerle ispatını emrettiği vakıaların işbu kanuni delillere ek olarak başkaca deliller ile de ispat edilebileceğine karar vermektedir. Dolayısıyla, münhasır olmayan delil sözleşmelerinde ayrıştırılan ve tabiri caizse feragat edilen bir delil bulunmamaktadır.

 

Buna karşılık, münhasır delil sözleşmeleri ile vakıaların tespiti belirli deliller ile sınırlanmaktadır. Bu durumda, öngörülen vakıanın meydana gelmesi halinde taraflar, delil sözleşmesi ile kabul edilmiş deliller haricinde başkaca bir delil öne sürememektedir. Başka bir deyişle, delil sözleşmesi sınırını aşan delillerden bir nevi feragat edilmektedir. Münhasır delil sözleşmelerinde, delillerin belirli olması önem arz etmektedir.

 

C.    Delil sözleşmesi sözlü olarak akdedilebilir mi?

 

Taraflar, vakıların ne tür deliller ile ispat edilebileceği hususunda mutabık kalır ise delil sözleşmesini akdedilebileceklerdir. Bununla birlikte, geçerli bir delil sözleşmesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 193. maddesi gereğince, yazılı şekilde veya mahkeme önünde tutanağa geçirilerek akdedilebilecektir.

 

Dolayısıyla, delil sözleşmesi, (i) vakıa meydana gelmeden evvel tarafların öngörüleri neticesinde bir sözleşme akdedilmesi yahut (ii) vakıanın ortaya çıkması ile ikame edilen dava devam ederken, mahkeme huzurunda, mutabakata varılması sayesinde oluşturulabilecektir.

 

D.    Delil sözleşmesinin lafzi genel tutulabilir mi?

 

Taraflar, devamlı bir ilişkiye sahip oldukları durumlarda, delil sözleşmelerini genel ve kapsamlı bir şekilde hüküm altına almak isteyebilmektedirler. Ancak, delil sözleşmesinin belirli bir vakıayı/vakıaları işaret etmesi önem taşımaktadır. Örneğin,“Bundan böyle taraflar arasında vuku bulabilecek tüm uyuşmazlıklar yalnızca tanık yolu ile ispat edilebilecektir.” şeklinde bir delil şartı geçerli sayılmayabilecektir.

 

Bu nedenle, delil sözleşmesi akdetme konusunda mutabakata varmış tarafların, her bir iş özelinde, delil şartını havi sözleşmeler akdetmeleri isabetli olacaktır. Nitekim, uygulamada da delil sözleşmesi, ayrı bir sözleşmeden ziyade, taraflar arasında akdedilecek sözleşmelerin genel işlem şartları niteliğinde bir hüküm olarak düzenlenebilmektedir.

 

E.    Delil sözleşmesi ile taraflardan birinin ispat hakkı sınırlandırılabilir mi?

 

Yukarıda da belirtildiği üzere, taraflar ne tür vakıların hangi deliller ile ispat edilebileceğini delil sözleşmesi ile özgürce belirleyebilmektedir. Ancak, bu demek değildir ki, sözleşmenin taraflarından biri, kendini üstün görüp, yalnızca kendi uhdesindeki belgelerin ispata elverişli olduğuna karar versin. Nitekim, delil sözleşmesinde taraflardan birinin ispat hakkı imkansız kılınır veya güçleşir ise sözleşme, HMK’nın 193. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca geçersiz sayılabilmektedir.

 

Taraflardan birinin ispat hakkını kısıtlayan delil sözleşmelerinin geçersiz sayılması ile “yargılamada eşitlik ilkesi”, “silahların eşitliği ilkesi” ve eşit bir şekilde hukuki dinlenilme hakkının adalete uygun şekilde sağlanması amaçlanmaktadır. Bu şekilde, gücü elinde bulunduran tarafın delil sözleşmesi akdederek güçsüz olan tarafın ispat hakkını elinden alması engellenmektedir.

 

F.     Sonuç

 

Belirli vakıaların ne tür delillerle ispat edilebileceğine karar vermekte serbest olan taraflar, delil sözleşmesini hukuki sınırlar içinde, hakkaniyet ve dürüstlük kurallarına uygun olarak akdedebileceklerdir.

 

Saygılarımızla,

Kılınç Hukuk & Danışmanlık

MAKALELER SAYFASINA DÖN
@