Dil

+90 (212) 217 12 55 +90 (212) 217 12 54 info@kilinclaw.com.tr

Makaleler

Kategoriler

Arşiv

Telefon
+90 (212) 217 12 55
Okunma Süresi: 3 dakika

1.SÖZLEŞMENİN KURULMASI, ÖNERİ VE KABUL

Türk Hukuku bağlamında sözleşme; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”)’nun 1. (birinci) maddesi uyarınca tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile oluşan hukuki muameledir. Anlaşılacağı üzere, sözleşmenin kurulması için iki veya daha çok şahsın bir hukuki sonuç meydana getirmek üzere karşılıklı irade beyanında bulunmaları ve bu irade beyanlarının birbirine uygun olması aranmaktadır. Bununla birlikte, yasal mevzuat çerçevesinde, özel sözleşme türlerine ilişkin mevzuat hükümlerinde aksi belirtilmediği sürece, tarafların irade beyanı şekle tabi olmamasına rağmen, sözleşmenin kurulması için irade beyanının karşı tarafa ulaşması gerekmektedir. Bu doğrultuda, sözleşmelerin geçerli olabilmesi bakımından kanunen öngörülen bir şekil şartı bulunmadığını belirtmek mümkün olsa da tarafların öneri ve kabul şeklindeki iradelerinin birbirleri ile uyuşması bir sözleşmenin kurulması için temel unsurlardır.

Öte yandan, kanun koyucunun aradığı şekilde öneri ve kabulün bulunması, sözleşmenin kurulması için temel unsur olarak kabul edilse de işbu karşılıklı beyan uyumu sözleşmenin geçerli olabilmesi için yeterli olmayabilir. Bu hususta, sözleşmenin taraflar açısından geçerli olabilmesi adına aranan diğer şartlar; tarafların ehil olması, sözleşmenin genel itibari ile kanunda belirtilen emredici hükümlerine aykırı olmaması, sözleşmenin konusunun imkânsız olmaması, sözleşmeyi akdedecek yetkili tarafların iradelerinin sağlıklı olması gerektiği şeklinde belirtilmektedir. Bu kapsamda, birçok dinamiğin arandığı sözleşmelerde ikiden fazla tarafın yukarıda belirtilen tüm şart ve koşulları tam olarak sağlaması halinde birbirlerine borç ve hak yükleyecekleri bir sözleşme oluşturmaları mümkün hale gelmektedir.

2. E-SÖZLEŞME KAVRAMI NEDİR? HUKUKİ NİTELİĞİ HAKKINDA BİLGİ

Elektronik ticaretin ekonomik hayatta yerini almasıyla beraber, bu alandaki yasal düzenlemelere ilişkin çalışmalar dünya genelinde olduğu gibi Türk Hukuk Sistemi açısından da gelişmeye açık bir şekilde devam etmektedir. Elektronik ticaretin temelini oluşturan E-Sözleşme kavramı ise; genel anlamı ile işlevsel olarak büyük avantajlar sağlamakla beraber hukuk dünyasına yeni girmiş olması ve henüz tam anlamıyla düzenlenmiş kendine özgü bir mevzuatın bulunmaması hasebiyle hukuki problemler doğurabilmektedir.

E-Sözleşmeler, klasik anlamdaki sözleşmelerle temelde aynı hukuki unsurlara sahip olsalar da elektronik ortamda elektronik araçlar kullanılarak akdedilmektedir. Keza, E-Sözleşmeler, sözleşmenin taraflarının veya taraflarından birinin irade beyanının yazı, görüntü, ses ve diğer verilerin sayısallaştırılması suretiyle meydana geldiği ve bu şekilde karşı tarafa iletildiği sözleşme şekilleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, E-Sözleşme ile doğrudan alakalı mevzuat hükümleri bir yana, genel olarak, sözleşme kavramını bağlayan genel hükümler E-Sözleşme için de geçerli olacaktır. Aşağıda detaylı olarak bahsedileceği üzere, E-Sözleşme birçok yönden genel sözleşme normuyla benzerlik gösterse de yapısı gereği ispat ve geçerlilik noktasında önemli farklılıklar göstermektedir.

3. E-SÖZLEŞME’NİN KURULUŞU VE HUKUKİ GEÇERLİLİĞİ

E-Sözleşme hukuki nitelik anlamında katılmalı ve mesafeli sözleşme olarak kabul edilmektedir. Yasal mevzuat çerçevesinde bu tarz sözleşmeler TBK’nın 11. (onbirinci) maddesinde belirtildiği üzere “Hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşme” olarak anılmaktadır. Bu atıf tarafların, birbirlerinin tekliflerinden teklif anında haberdar olamaması ve araya fasılaların girmesi sebebi ile kanun koyucu tarafından nitelendirilerek oluşturulmuştur.

Öte yandan, mesafeli sözleşme kavramı ise 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile terminolojik olarak açıklanmış olup hangi araçla yapılırsa yapılsın tarafların birbirlerinin irade beyanlarından ne zaman haberdar olduklarına bakılmaksızın fiilen farklı mekanlarda olmaları halini kapsamaktadır. Her ne kadar E-Sözleşme kavramının, hangi tanım ve hangi yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirileceği hakkında çeşitli doktrinsel tartışmalar bulunsa da TBK işbu tartışmalara son vermiştir. Keza TBK’nın 4. maddesinin 2. fıkrası;

 “Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır.”

 hükmünü havi olup bu hüküm açıkça E-Sözleşme’nin, doğrudan iletişim sağlayan elektronik araçlarla yapılması halinde hazırlar arası sözleşme kabul edileceğine işaret etmiştir. Dolayısıyla, E-Sözleşme’nin hazırlar arası sözleşme olup olmadığı konusunun sözleşmenin kurulması aşamasında kullanılan elektronik araçların tarafların beyanlarını karşı tarafa ne şekilde ve ne zaman ilettiğinin tespiti ile değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmaktadır.

Bu doğrultuda, E-Sözleşme’nin kurulması aşamasında kullanılan aracın ve şeklin büyük önem taşıdığını belirtmek mümkündür. Zira E-Sözleşme’nin kuruluşundaki farklılık, esasa ilişkin değil yönteme ilişkindir. Bu sebeple, E-Sözleşme, esas olarak TBK’nın 1. (birinci) maddesi ila 12. (onikinci) maddeleri arasında düzenlenen sözleşmenin kuruluşuna dair hükümlere tabidir. Bu noktada, sözleşmenin kurulması için zorunlu olan tarafların iradelerinin uyuşması şartının E-sözleşmeler için de geçerli olduğu belirtilebilir.

Tüm bu bilgiler ışığında, E-Sözleşme’nin de diğer sözleşmeler gibi; öneri ve kabul unsurlarını içerisinde barındırması gerekmektedir. Bu kapsamda, E-Sözleşme’ler uyarınca düzenlenecek öneri ise; sözleşmenin konusuna ve kapsamına giren ürün veya hizmetin ayrıntılarını, ürün veya hizmete ilişkin olarak talep edilen ücreti ve karşı tarafa tek taraflı irade beyanı ile kabul hakkı veren metni oluşturan bir mekanizma olarak adlandırılabilir. Öte yandan, E-Sözleşme açısından en büyük problem işbu önerinin kabulü ve kabulün geçerliliği noktası olarak belirtilebilir. Keza, “kabul” muhatabın önerinin şartlarıyla bağlı olma hususundaki, öneri sahibine yönelttiği tek taraflı varması gereken bir irade beyanıdır.

Takdir edileceği üzere; elektronik ortam haricinde akdedilen sözleşmelerde, taraflar karşılıklı olarak hazır bulunmakta ve sözleşmeyi karşılıklı olarak imza etmektedirler. Bununla beraber, özellikle tüzel kişiler arasında akdedilecek sözleşmelerde, sözleşmeyi imza eden gerçek kişinin tüzel kişiyi temsil etmeye kabiliyeti önem arz etmektedir. Ne var ki, E-Sözleşme açısından yalnızca “kabul ediyorum” şeklinde bir buton bulunan örneklerde işbu kabulün geçerliliği ve tüzel kişiliği bağlayıcılığı belirsizlik yaratmaktadır.

Teknoloji ve güncel gelişmeler kapsamında, E-Sözleşme’nin akdedilmesi bakımından 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (“EİK”)’nun 4. (dördüncü) maddesinde tanımlanan güvenli elektronik imza (“E-İmza”) önem teşkil etmektedir. EİK’nın düzenlenme amacı E-İmza’nın ıslak imza ile aynı hukuki sonuçları doğurmasıdır. Bununla birlikte, TBK’nın 14. (ondördüncü) maddesi uyarınca, imzanın el yazısıyla atılması zorunlu olmasına rağmen, madde hükmünün devamında E-İmza’nın da el yazısıyla atılmış imza ile aynı hukuki sonuçları doğuracağı açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bu kapsamda, E-Sözleşme akdetmek isteyen iki tüzel kişinin, hukuken geçerli bir sözleşme akdetmeleri yalnızca “kabul ediyorum” şeklinde bir butonla gerçekleştirilemeyecektir. Dolayısıyla, şirketin imzaya yetkili kişisi adına alınan E-İmza’nın kullanılması sureti ile imzalanan bir sözleşmenin geçerlilik ve ispat noktasında büyük avantaj sağlayacağı aşikardır.

MAKALELER SAYFASINA DÖN
@