Dil

+90 (212) 217 12 55 +90 (212) 217 12 54 info@kilinclaw.com.tr

Makaleler

Kategoriler

Arşiv

Telefon
+90 (212) 217 12 55
Aralık 17, 2020

Starlink Uydu Ağı ve 5G Teknolojisi

İnovasyon ve Fintech Departmanı
Okunma Süresi: 6 dakika

I.                Giriş

5G teknolojisi ve sahip olduğu özellikler detaylandırılmadan önce bu kısaltmanın ne anlama geldiğinin ve gelişim sürecinin açıklanması 5G’yi daha rahat kavramamızı sağlayacaktır. Telekomünikasyon teknolojisinin altyapısı yıllar içinde gelişim ve değişim içerirken her büyük gelişme yeni bir nesil olarak adlandırılmıştır. 1982’de hizmete başlayan 1G ve 1992’de ticarileşen 2G teknolojileri, sesli iletişim imkânı tanıyan sistemlerdir. Bunlardan 1G sistemleri analog kablosuz teknolojiye dayalı iken, 2G sistemlerinde kablosuz haberleşme artık dijital temellere taşınmıştır. 3G sistemleri 2001’de hizmete girerek, veri ve görüntü iletimini de desteklemeye başlamıştır. 2012’de kullanıma sunulan 4G teknolojileri ve uçtan uca IP metodu ise; ses, veri ve görüntü iletimini mobil internet teknolojisine çevirmiştir. Günümüzde artık 5G teknolojileri ile ilgili çalışmalar yapılarak, yeni sistemlerin 5G temelli olması planlanmaktadır.[1] Bu noktada “G” harfi İngilizce “Generation” kelimesini karşılamakta olup Türkçe’de nesil anlamına gelmektedir. Dolayısıyla 5G, beşinci nesil olarak tarif edilebilir.

Peki 5G telekomünikasyon alanında ne gibi bir yenilik getirecek? Öncelikle ifade etmek gerekir ki, 5G teknolojisi dünyada ilk olarak 2016 yılının Kasım ayında denenmeye başlamıştır. Genel olarak hızlı içerik indirme ve paylaşma özelliği ön plana çıksa da 5G teknolojisinin getireceği yenilikler bunların çok ötesinde olacak gibi görünmektedir. 5G’nin geniş bant, yüksek hız ve yoğun kullanıma uygun kapasitesi aynı zamanda Nesnelerin İnterneti (“IoT”) teknolojilerinin de gelişimine büyük katkı sağlayacaktır. Özellikle otonom arabalar ve robotik cerrahi teknolojilerinde büyük gelişmeler olacağı ifade edilmektedir. Bu noktada her şeyden önce, 5G teknolojisi tam olarak yerleşmeden, otonom araçların kullanımının tam anlamıyla mümkün olamayacağı birçok büyük şirket tarafından çeşitli zamanlarda açıklanmıştır. Buna sebep olarak ise 4G teknolojisinin günümüzdeki talebi karşılayamaması ve basit bir örnek vermek gerekirse deprem olduğunda deprem bölgesindeki insanların aranamaması durumundan bahsedilebilir. Benzer bir iletişim kopukluğunun otonom araçlarda yaşanması durumunda ortaya çıkabilecek zararlar otonom araçların yaygınlaşma oranıyla katlanarak artacaktır.

  Ülkemizin de bu doğrultuda şimdiden teknolojik standartların oluşması için bilimsel çalışmaları başlattığını ve altyapı çalışmalarının tabiri caizse temel atma törenlerinin yapıldığı bilinen bir gerçek. Ülkemizdeki özel şirketler ise 5G teknolojisi ile uyumlu ürünler tasarlamakta ve teknoloji üretimi anlamında ülkemize büyük mesafeler kat ettirecek çalışmaları sürdürmektirler.

Bu kapsamda 5G’nin çok daha büyük bir talebi karşılayacağını ve birçok teknolojik sorunun giderilmesinin yanı sıra, teknolojik bir çağı kapatıp yenisini başlatmaya aday olduğunu söylemek mümkündür. 5G’nin yaratacağı ekonomik değer de oldukça yüksek, tahmini olarak 12.3 Trilyon Amerikan Doları kazanca kaynak sağlayacağı değerlendirilmektedir. Son kullanıcı olan bizlerin en net hissedeceği fark ise şu anda 2 dakikaya yakın süre bekleyerek indirdiğimiz büyüklükte verinin 1 saniyede indirilebileceği ve hatta bu sayede telefon sesi ve görüntü yayınındaki gecikmenin en minimal düzeye geleceği değerlendirilmektir.

Belirtmek gerekir ki; 5G Amerika ve Asya kıtası ülkeleri önde olmak üzere Avrupa’nın da pek çok ülkesinde aktif olarak kullanılmaktadır. Dünyada ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde aktif olarak kullanılmış olsa da 5G; Çin, Japonya, Güney Kore gibi asya ülkelerinde kendisine çok daha fazla kapsama alanı bulmuş durumdadır. Avrupa kıtasında ise İngiltere, İsviçre ve İspanya’da aktif olarak kullanılmaktadır. [2] 5G’nin Türkiye’ye geleceği tarih ise çok uzak görünmemektedir. 2018 yılında TÜBİTAK projesi kapsamında Aselsan ve Turkcell ile birlikte 5G baz istasyonu çalışmalarına başlanmış olup yine TÜBİTAK’ın destekliği Uçtan Uca Yerli Milli 5G (“UUYM5G”) projesi ile süreç hızlanmıştır. UUYM5G projesinden sonra 2021 yılında TÜBİTAK 5G Sanayi Yenilik Ağ Mekanizması projesinin başlatılması ile 2021 yılının ortalarında saha testlerinin yapılması beklenmektedir. Tahminlere göre ise 2022 yılı başında 5G kullanabileceğimiz bildirilmektedir.

5G’nin hayatımıza getireceği yüksek yaşam kalitesinin yanında kişilerin kişisel verilerin korunması bakımından da bazı problemleri beraberinde getirecektir. 4G teknolojisi ile gerçekleşen siber saldırıların pek çoğu klasik yöntemler olan fidye yazılımlar ve DDoS saldırıları ile gerçekleşmekteydi. Ancak 5G’nin getireceği bant genişlikleri ve yüksek internet hızı, bağlı cihazların özellikle IoT temelli cihazların artışını da beraberinde getirecektir. Üstelik e-sağlık uygulamaları, akıllı şehirler ve otonom araçlar gibi yenilikler daha fazla veri toplamayı sağlayacağı için bu verileri ele geçirmeye çalışan siber saldırılarda da büyük bir artışa sebep olacaktır. Bu minvalde kişisel veri toplayan şirketlerin siber saldırılara karşı koyabilmesi için kişisel verilerin korunması mevzuatında birçok değişiklik yapılacağı tahmin edilmektedir.

II.             Starlink

Starlink, Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketi tarafından yürütülmekte olan uydu interneti erişimi sağlamak üzere inşa edilmiş bir uydu takımyıldızı olarak tanımlanmaktadır. SpaceX bugüne kadar diğer uyduları yerleştirirken, Starlink Projesi ile beraber kendi telekomünikasyon uydularını uzaya yerleştirmiştir. Bu uydularla dünyanın en ücra köşelerine en hızlı ve avantajlı interneti ulaştırmak hedeflenmektedir.

2018 yılında Tintin A & B isimli iki test uydusu yörüngeye yerleştirildi.  Tintin ismi çizgi roman kahramanı Tintin Adventures’dan esinlenerek koyulmuştur. Starlink ismi ise Elon Musk’ın açıklaması uyarınca John Green’in “The Fault in Our Stars” isimli kitabından esinlenerek konulmuştur.

Tüm bu magazinsel açıklamaların akabinde projeye tekrar dönecek olursak, SpaceX şirketi 2020 yılı Eylül ayı itibarıyla 540 uyduyu dünyanın yörüngesine yerleştirmiştir. Toplamda ise uydu sayısının 42.000’e çıkarılması planlanmaktadır. Birleşmiş Milletler[3] tarafından hazırlanan rapor uyarınca, ilk uydunun yörüngeye yerleştirilmesinden Kasım 2020’ye kadar toplamda 10093 uydu yörüngeye yerleştirilmiştir. Dolayısıyla Elon Musk’ın planı gerçek olursa bugüne kadar dünyadaki tüm şirketler tarafından gönderilen uydular’ın beş katından fazla uydu Elon Musk’ın kontrolünde yörüngeye yerleştirilmiş olacaktır.

Peki bu olağanüstü projenin faydalarının yanı sıra zararları da bulunuyor mu? Maalesef Starlink projesi kapsamında gönderilmesi planlanan uyduların Işık Kirliliğine yol açması beklenmektedir. Space X bu konuda her türlü önlemi alacağını belirtse de henüz bir gelişme olup olmadığı bilinmemektedir.

Ayrıca proje, uyduların uzay çöpü oluşturma potansiyeli nedeniyle önemli bir eleştiriyle daha karşı karşıya kalmıştır. Uzay enkazının büyüyen bir endişe olmasının ana nedeni, navigasyon, iletişim, hava durumu ve iklim izleme gibi modern yaşam tarzımızın büyük ölçüde dayandığı uydu tabanlı hizmetler için oluşturduğu risktir. Şu anda yörüngede saatte 18.000 mil hızla uçan, bir mermiden neredeyse yedi kat daha hızlı olan milyonlarca uzay molozu, uzay gemilerine ve uydulara zarar verebilir ve hatta onları yok edebilir. Uzay enkazları ayrıca uzay uçuşlarının daha zorlu ve pahalı olmasına ve gelecekte uzay keşiflerini riske atmasına neden olabilir. Dahası, uzay nesnesi Dünya’nın atmosferik yeniden girişinden sağ çıkarsa, Dünya yüzeyindeki bir mülke veya bir kişiye zarar verme tehlikesi de vardır.

Uzay enkazı/çöpü, uzay aracı parçaları, boya lekeleri ve çalışmayan uydulardan oluşur. Avrupa Uzay Ajansı’na göre, uzayda yaklaşık 130 milyon enkaz nesnesi bulunmakta ve 900.000 üzeri bit tehlikeli olarak kabul edilmektedir.

Dolayısıyla, uygun uzay enkaz azaltma önlemlerinin derhal uygulanması, dış uzay ortamını korumaya yönelik önemli bir adım olacaktır. Ancak Uzay yasasının temel çerçevesini oluşturan 1967 tarihli Provisions of the Outer Space Treaty(“Uzay Anlaşması”) hükümleri, uzay enkazının karmaşık ve nispeten yeni sorunlarıyla başa çıkmak için çok genel kalmıştır. Bu nedenle, Inter-Agency Space Debris Coordination Committee (IADC) ve UN Committee on the Peaceful Uses of Outer Space (UNCOPUOS) uzaydaki enkaz azaltma yönergeleri gibi, enkaz azaltımı için yasal bir çerçeve oluşturma çabası içerisindedir. Bu gönüllü uzay enkazını azaltma yönergeleri, uzayda kabul edilebilir faaliyetlerin devletler tarafından karşılıklı kabul edilebilmesine fayda sağlasa da bu yönergelerin bağlayıcı niteliği bulunmamakta ve devletleri uygun önlemleri almaya zorlayacak bir yaptırım gücü bulunmamaktadır. 

Her ne kadar düzenlemelerin esnek olduğunu vurgulasak dahi, Uzay Anlaşması’nın VI maddesi[4] uyarınca, devletlerin ister organları isterse sivil toplum örgütleri vasıtasıyla yürüttüğü uzay faaliyetlerinden doğrudan sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla Devletin hem organlarını hem de sivil toplum örgütü faaliyetlerini denetleme yükümlülüğü doğmaktadır.

Bir diğer önemli husus ise, uzay enkazı ve çöplerinden doğan hasardan sorumluluğun kimin üzerinde doğacağı hususudur.  Uzay Anlaşması’nın VII. maddesi[5] uyarınca, uzay nesnesi veya bileşeninin anlaşmaya taraf olan başka bir devlete veya onun gerçek veya tüzel kişilere vereceği zararı telafi etmekle yükümlüdür. Hasarın Dünya yüzeyinde veya uçuş halindeki uçakta meydana gelmesi durumunda tazminat ödeme yükümlülüğünün mutlak olduğunu belirtilerek bu detaylandırmıştır. “Dünyanın yüzeyinden başka bir yerde başka bir fırlatma Devletinin uzay nesnesine veya böyle bir uzay nesnesinin gemisindeki kişilere veya mülklere” neden olunan hasar için, hata fırlatma yapan Devlete veya kişilere atfedilebiliyorsa bu Devlete veya kişilere tazminat ödeme yükümlülüğü doğar.

Açıkçası sorumluluğun belirlenmesi her daim mümkün değildir. Zira ilk olarak hasara sebep olan cihazın belirlenmesi ve enkazın tanımlanması gerekir. Ancak, fırlatılan cihazın fırlatmadan enkaza kadar süreçteki durumunu geriye dönük takip etmek güçtür. Zira, bugüne kadar düzenli takip edilen ve kataloglarda tutulan yaklaşık 22.300 enkaz nesnesi bulunmaktadır. Ancak bu enkaz nesnelerinden 10 cm’den küçük parçaların takibi mümkün değildir. Bu itibarla tanımlanabilmesi ve fırlatma durumunun belirlenebilmesi imkansızdır.

Bu itibarla Starlink projesinin getirdiği avantajların yanı sıra, mevcut durumun bu teknolojinin gerisinde kalabilecek olması ve maalesef bu altyapıyı karşılayabilecek yaptırımların bulunmaması gibi birçok belirsiz sorunu da beraber getirmektedir.

 

III.           Sonuç ve Değerlendirme

Yukarıda bahsi geçen 5G ve Starlink teknolojilerinin gelişi ile hayatımızın birçok alanının son derece kolaylaşacağı genel kabul haline gelmiştir ancak bir yandan insanlığın varoluşundan beri keşfettiği neredeyse her şey gibi bu teknolojilerin de birçok yan etkisi beraberinde doğacak ve doğan yan etkiler başta hukuki olmak üzere yaşamsal değerde sorunlara yol açacağı söylenebilir. Bu doğrultuda, 5G teknolojisinin gelmesi ile hızla yayılacak olan otonom araç teknolojisinin artacağı düşünülürse, otonom araçların verdiği zararlardan doğacak olan hukuki tazminatların nasıl karşılanacağı halen bir tartışma konusudur. Günümüzde çok rastlanmamasına rağmen, yaygınlaştıkça ortaya çıkacak en önemli sorunlardan birisi de iki otonom aracın aynı sistemsel çatı sorundan dolayı birbirleriyle kaza yapması durumu olabilir. Bu durumda teknoloji altyapısını sağlayan şirketlerin, var oldukları süre boyunca piyasaya sunulan araçlarının ortaya çıkardığı zararlarından sorumlu tutulmalarının mümkün olup olmadığı değerlendirilmeli, mümkün olmadığının kabulü halinde ise sorumluluğun kimlere paylaştırılacağı belirlenmelidir. Yukarıda bahsedildiği üzere 5G’nin getireceği yüksek veri iletim hızı ve IoT cihazları insanların günlük yaşamlarına ilişkin pek çok kişisel veriyi işleyecek olup bu verilerin ele geçirilmesi amacıyla daha fazla siber saldırılar gerçekleşecektir. Bu minvalde kişisel verilerin korunması amacıyla yeni düzenlemelerin getirilmesi beklenmektedir.

Bir diğer önemli konu ise Starlink teknolojisi ile neredeyse tüm dünyanın elektronik haberleşme sisteminin özel bir şirket tarafından kuruluyor ve yönetiliyor olmasının insan yaşamı üzerinde çıkarabileceği sorunlardır. Bu durum yalnızca gizlilik ve güvenlik anlamında değil, sürdürülebilirlik anlamında da büyük soru işaretlerinin doğmasına sebep olacağından süreç ve gelişmeler ilgisi olan veya ilgilenmek durumunda olan herkes tarafından dikkatle takip edilmelidir. Tüm bunların yanı sıra Starlink projesinin uzay hukuku bakımından meydana getireceği zararlar ve hukuka aykırılıkların nasıl hukuka uygun hale getirileceği bilinmemektedir. Hatta uzayda meydana gelecek kirliliğin gelecekte telafi edilmesinde tazmin sorumluluğu kimin üzerinde olacağı soru işaretidir.

Saygılarımızla,

Kılınç Hukuk & Danışmanlık

 

[1] Cyber Spot Dergisi, Eylül 2019, Sayı:17, Syf. 9

[2] https://turk-internet.com/yil-2020-dunyada-5g-kurulumlari-ne-durumda/ (Erişim Tarihi: 19.11.2020)

[3] https://www.unoosa.org/oosa/osoindex/search-ng.jspx?lf_id=

[4] Birleşmiş Milletler; Ay ve Diğer Gök Cisimleri Dahil, Uzayın Keşif ve Kullanılmasında Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten İlkeler Hakkında Anlaşma; Madde 6

[5] Birleşmiş Milletler; Ay ve Diğer Gök Cisimleri Dahil, Uzayın Keşif ve Kullanılmasında Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten İlkeler Hakkında Anlaşma; Madde 7

 

 

 

İnovasyon & Fintech
Bilgi teknolojileri ve iletişim alanındaki hızlı gelişmeler ve bunların yarattığı yeni ticari fırsatlar bu alanda yapılacak ticari faaliyetlerde...

DAHA FAZLA MAKALELER SAYFASINA DÖN
@