Dil

+90 (212) 217 12 55 +90 (212) 217 12 54 info@kilinclaw.com.tr

Makaleler

Kategoriler

Arşiv

Telefon
+90 (212) 217 12 55

I. Bilişim Kavramı ve Avrupa Siber Suçlar Konseyi Sözleşmesi ile Türk Hukuku’nda Bilişim Suçlarının Düzenlenmesi

Sürekli olarak gelişen ve değişen teknoloji insan hayatına tesir eden olumlu etkileri kadar bazı olumsuzluklar ile de toplumsal hayata etki etmektedir. Bu doğrultuda, farklılaşan ve gelişen teknoloji anlayışı ile eski ve klasik olarak nitelendirebileceğimiz suçların yanında yeni ve farklı suç tiplerinin de ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur.

Bilişim genel olarak, insanoğlunun toplumsal hayatı kolaylaştırmak ve iletişimi güçlendirmek amacıyla kullandığı bilginin, özellikle elektronik cihaz ve makineler aracılığıyla sistematik ve akla uygun bir biçimde işlenmesi olarak tanımlanmaktadır.  Avrupa Konseyi kurucu üyesi olan Türkiye’nin 10.11.2010 tarihinde imzaladığı Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi (“Sözleşme”) nihayet 29.09.2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’nin resmi tercümesi “Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi” olarak belirtilmiştir. Sözleşme’nin açıklayıcı raporunda belirtilen temel amaçları; bilişim suçlarıyla ilgili taraf devletlerin yasal mevzuatlarını ve bağlantılı hükümlerini uyumlu hale getirmek,  siber suçların ve elektronik delil içeren diğer klasik suçların soruşturma ve kovuşturulması ile ilgili ulusal usul hukuku mevzuatına temel oluşturarak uluslararası muhakeme kurallarının yeknesaklaştırılmasını sağlamak,  uluslararası adli yardım ve işbirliği alanında hızlı ve etkili bir sistem oluşturmak olarak sayılabilir. Türk yasal mevzuatı bakımından ise, “bilişim suçları” kavramı ilk olarak, eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik ve ekleme yapan 14.06.1991 tarihli 20901 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 3756 sayılı “765 Sayılı Türk Ceza Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun” ile literatüre girmiştir.

Bilişim suçları alanındaki 1991 tarihli bu ilk düzenlemeyi takip eden süreçte; gelişen teknolojinin getirdiği ihtiyaçların giderilmesini sağlayan en kapsamlı düzenleme, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu (“TCK”) ile yapılmış olup TCK’nın 10. (onuncu) bölümü içerisinde “Bilişim Alanında Suçlar” ana başlığı altında “Bilişim sistemine girme”, “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme”, “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması”, “Yasak cihaz veya programlar”, “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması” içeriklerine spesifik olarak yer verilmiştir.

II. Hukuka Aykırı Olarak Bilişim Sistemine Girme ve Orada Kalmaya Devam Etme Suçu

 TCK’nın 243. maddesinde; hukuka aykırı olarak bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına giren veya orada kalmaya devam eden kimse aleyhine, hapis veya adli para cezasına hükmedileceği düzenlenmiştir. İşbu hukuka aykırı fiillerin, bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde ise, verilecek cezanın yarı oranına kadar indirilebileceği aynı maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmaktadır.

 Hukuka aykırı gerçekleştirilen bu eylem ve/veya eylemler nedeniyle sistemin içerdiği verilerin yok olması ya da değişmesi halinde ise fail hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilecektir. İlaveten, sisteme girmeksizin bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi için de bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş bulunmaktadır.

Dolayısıyla tüm bu açıklamalar doğrultusunda; TCK 243. madde ile düzenlenen “Hukuka Aykırı Olarak Bilişim Sistemine Girme ve Orada Kalmaya Devam Etme Suçu” ile, bilişim sistemine hukuka aykırı erişim cezalandırılmak ile birlikte, işbu hukuka aykırı erişimin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer karma bir nitelik taşımaktadır. Bu suçla öncelikli olarak,

  • Bireylerin özel hayatlarının gizliliği,
  • Sırlarının dokunulmazlığı ve
  • Haberleşme özgürlükleri korunmaktadır.

Bilişim sisteminde yer alan unsurlar, sistem sahibinin hukuken korunan özel alanına ait olduğundan, hak sahibinin rızası bulunmadıkça bu alana yetkisiz erişilmemelidir. Zira böyle bir fiil aynı zamanda Anayasa’nın “özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.[1]

TCK’nın “Bilişim sistemine girme” olarak tanımladığı ve 243. maddede düzenlediği suçun Sözleşme’nin 2. maddesinde yer alan “Yasadışı erişim” suçuna karşılık geldiği görülmektedir. Nitekim Sözleşme’nin ilgili maddesinde; bilgisayar sisteminin tamamına veya bir kısmına haksız yere gerçekleştirilen erişimin, kasten gerçekleştirilmiş olması halinde, Sözleşme’ye taraf ülkelerden her birinin, kendi iç hukuku kapsamında, işbu eylemin cezai bir suç olarak tanımlanması ve bu kapsamda kendi iç hukukunda gerekli olabilecek tüm yasama tedbirlerini ve diğer tedbirleri kabul etmesi gerektiği düzenlemiştir. Bununla birlikte söz konusu eylemin suç teşkil edebilmesi için, bilgisayar verilerini elde etmek veya başka bir niyetle veya bir bilgisayar sistemine bağlı başka bir bilgisayar sistemiyle ilişkili olarak güvenlik tedbirlerinin ihlal edilmesi suretiyle işlenmiş olmasının, suçun oluşması bakımından taraf ülkelerin her biri için şart koşulabilecek bir düzenleme olduğu ayrıca belirtilmiştir.

Bu doğrultuda açıkça görülmektedir ki, TCK’nın 243.  maddesinde yer alan bilişim sistemine girme suçu Sözleşme’nin ikinci maddesinde belirtilen esaslara uygun olarak yasal mevzuatta düzenlenmiştir. Bununla birlikte ilgili maddenin ikinci fıkrasında suçun bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi hâli cezanın hafifletilmesini gerektiren bir sebep olarak düzenlenmekte iken, üçüncü fıkrada yer alan ve suç nedeniyle sistemin içerdiği verilerin yok edilmesi ya da değiştirilmesi durumu ise, cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren nitelikli hali olarak karşımıza çıkmaktadır.

Esas olarak ilgili düzenleme yukarıda da belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (“Anayasa”)’nın 20. maddesinde hüküm altına alınan özel hayatın gizliliği ile de doğrudan ilgili bulunmaktadır. Nitekim bilişim sistemine girme suçu ile öncelikli olarak bireylerin özel hayatlarının gizliliği, sırlarının dokunulmazlığı ve haberleşme özgürlükleri korunma altın alınmaktadır. Anayasa’nın 20. maddesinde de belirtildiği üzere; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”

Madde metninde; bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden “kimse” den bahsedilmekte olduğundan suçun failinin herkes olabileceği, bu kapsamda faile ilişkin bir sınırlama bulunmadığı görülmektedir. Mağdur bakımından da özellik arz eden bir düzenleme yapılmamış olduğundan yine ilgili suç kapsamında, hukuka aykırı olarak kısmen veya tamamen girilen veya kalınmaya devam edilen bilişim sistemi üzerinde hak sahibi olan herkes bu suçun mağduru olabilecektir.

Bu noktada; ilgili suç kapsamında yalnızca bilişim sistemine girmiş olmanın, cezalandırılmak için yeterli olup olamayacağına ilişkin olarak bir değerlendirmede bulunmak gerekmektedir. İşbu husus esasen TCK’da çok açık bir şekilde düzenlenme bulmaktadır. Maddenin eski düzenlemesinde yalnızca bilişim sistemine girmiş olmak, suçun oluşması için yeterli değil iken, 24.3.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle, TCK 243/1. fıkrada yer alan “ve” ibaresi “veya” şeklinde değiştirilmiştir. Dolayısıyla ilgili düzenlemeden sonra, bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak girmek eylemi artık tek başına TCK 243. madde kapsamında suç teşkil etmekte ve suçun oluşmuş sayılması için ayrıca sistemde kalmaya devam etmek gerekmemektedir. Nitekim TCK 243. maddede “ve” yerine “veya” ibaresi kullanılarak bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek “veya” sisteme hukuka uygun olarak girilmiş dahi olsa sistemde kalmak suçun oluşması için yeterli olmaktadır.

III. Bilişim Sisteminin İşleyişinin Engellenmesi, Bozulması, Verilerin Yok Edilmesi veya Değiştirilmesi Suçu

TCK’nın “Bilişim sistemine girme” başlıklı 243. maddesinin hemen ardından gelen 244. maddesinde ise; bilişim sisteminin engellenmesi, bozulması, verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi suretiyle hukuka aykırı eylemlerin gerçekleştirilmesi halinde oluşan suçlara ilişkin düzenlemeler yapılmış bulunmaktadır.

Bu minvalde;

  • Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi ya da
  • Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi

altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hali ise TCK bakımından ağırlaştırıcı bir neden olarak görülmüş ve bu durumda faile verilecek olan cezanın yarı oranında artırılacağı düzenleme altına alınmıştır.

Bu kapsamda maddenin üçüncü fıkrasında suçun “bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi” ve dördüncü fıkrasında suçun işlenmesi suretiyle “kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlaması” eylemleri ağırlaştırıcı sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yukarıda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde ise TCK uyarınca, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile birlikte beş bin güne kadar adlî para cezasına da hükmedilecektir.

TCK 244. maddede düzenlenen “Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” adlı bu suç, Sözleşme’nin 4. maddesinde yer alan “Verilere Müdahale” ile 5. maddesinde düzenlenen “Sisteme Müdahale” suçlarının karşılığı olarak karşımıza çıkmakta ve Sözleşme ile büyük ölçüde uyumlu bir düzenleme içermektedir. Zira Sözleşme’nin 4. maddesinde de tıpkı TCK’nın 244. maddesinde olduğu gibi; “sisteme haksız yere zarar verilmesi, silinmesi, tahrip edilmesi, değiştirilmesi veya engellenmesinin, kasten gerçekleştirildiği halinin suç olarak düzenlenmesi gerektiği ve fakat taraflardan her birinin, işbu fiillerin ciddi zararla sonuçlanması gerektiğini suçun oluşması bakımından şart koşma hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir.

Bu doğrultuda; Sözleşme’nin “Sisteme Müdahale” başlıklı beşinci madde düzenlemesi ise; her bir taraf devletin, kasten bilgisayar sistemlerine veri girişi yaparak ve bu verileri ileterek, bilgisayar verilerine zarar vererek, bunları silerek, değiştirerek, tahrip ederek veya engelleyerek bir bilgisayar sisteminin işleyişinin haksız yere engellenmesinin, kendi iç hukuku kapsamında cezai suç olarak tanımlanması için gerekli olabilecek yasama tedbirlerini ve diğer tedbirleri kabul ettiğini hüküm alına almıştır.

TCK madde 244 ile korunan hukuksal değerin de tıpkı TCK’nın 243. maddesinde olduğu gibi karma bir nitelikte olduğu söylenebilir. Zira bu madde kapsamında, yalnızca bilişim sistemi içerisinde bulunan veriler değil, aynı zamanda donanımlar ve cihazlar da koruma altına alınmış bulunmaktadır. Suçun faili yalnızca bir gerçek kişi olabilecek iken suçun mağduru herhangi bir gerçek veya tüzel kişi olabilmektedir. Bununla birlikte bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu karşımıza seçimlik hareketli bir suç tipi olarak çıkmaktadır. Dolayısıyla, madde kapsamında hukuka aykırı olduğu belirtilen eylemlerin hepsinin değil, yalnızca bir tanesinin gerçekleştirilmesi ile suç oluşacak ve cezai sorumluluk doğacaktır.

IV. Bilişim Sisteminin İşleyişinin Engellenmesi, Bozulması, Verilerin Yok Edilmesi veya Değiştirilmesi Suçu’nun Manevi Unsuru: “Suçun Kasten İşlenmesi”

Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.[2]Bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi, bozulması, verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi” suçu da genel olarak kast ile işlenen bir suç türüdür. Nitekim, TCK madde 244 kapsamında düzenlenen bu suç genellikle icrai hareketle işlenebilecek bir suç tipidir. Ancak, örnek olarak teknik destek sorumlusunun, kasıtlı olarak bir virüs saldırısını önlemek için gerekli yazılımları sisteme yüklememesi ya da sistemi dışarıdan saldırıya karşı savunmasız bırakması halinde olduğu gibi bazı durumlarda suç icrai bir hareket olmaksızın, yani failin ihmali suretiyle de gerçekleştirilebilmektedir.[3]

Bilişim sisteminin işlemesinin engellenmesi, donanıma fiziksel olarak müdahale edilerek etkisiz hale getirilmesi ile olabileceği gibi, uzaktan çeşitli yazılımlar kullanılarak sistemin işlemez hale getirilmesi de olabilir. Örneğin uzaktan bir bilişim sistemine yollanan kötücül yazılımlarla sistemin işleyişi engellenebileceği gibi, bilişim sistemine karşı yapılacak olan fiziki müdahalelerle de engelleme yapılabilir. Ancak belirtmekte yarar görülen husus, failin fiziki saldırıları neticesinde bilişim sistemini engelleme kastının bulunması gerektiğidir. Ayrıca yapılan fiziki hareketin sistemin işleyişine zarar vermesi gerekmektedir.[4]

Burada belirtmek gerekir ki; bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi, bozulması, verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi suçunun oluşumu için failin kasıtlı eylemleri neticesinde bir zararın da meydana gelmesi gerekmektedir. Nitekim kanunun lafzi yorumuna bakıldığında, “engelleyen, kılan, bozan, yerleştiren, gönderen, erişilmez kılan, değiştiren, yok eden” gibi ibareler, yapılan eylemlerin zarar verici nitelikte olduğunu göstermektedir.[5]

V. Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu

TCK’nın 245. maddesi düzenlemesine göre;

Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Birinci fıkrada yer alan suçun; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır.”

TCK 245. maddesinde üç ayrı suç düzenlenmiştir.

Maddenin ilk fıkrasında, ne şekilde ele geçirilmiş olursa olsun, başkasına ait bir banka veya kredi kartını elinde bulunduran kimsenin, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kimsenin rızası olmaksızın, söz konusu kartı kullanarak veya kullandırtarak kendisine ya da bir başkasına çıkar sağlarsa cezalandırılacağı yaptırıma bağlanmıştır.

İkinci fıkrada ise, başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretmek, satın almak, satmak, devretmek kabul etmek suç olarak kabul edilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında ise, ikinci fıkradaki eyleme bağlı olarak, yani sahte olarak üretilmiş olan ya da üzerinde sahtecilik yapılan bir kredi kartını kullanmak yoluyla kendisine ya da başkasına yarar sağlamak eylemi yaptırıma bağlanmıştır. Suçun oluşabilmesi için, belirtilen eylemlerden en az birinin gerçekleştirilmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır ki bu suç seçimlik hareketli bir suçtur.[6]

Madde gerekçesi incelendiğinde görülmektedir ki; düzenlenen suç ile korunmak istenen hukuki yarar banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi kartı sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmaktır.[7] Yine gerekçeye göre; banka kartı, bankanın kurduğu sisteme hukuka uygun olarak girmeyi ve kart sahibince bilinen bir numara mari­fetiyle, banka görevlisinin yardımı olmadan, kart sahibinin kendi hesabından para çekmesini sağlamaktadır. Kredi kartları ise, banka ile kendisine kart verilen kişi arasında yapıl­mış bir sözleşme gereğince, kişinin bankanın belirli koşullarla sağladığı kredi olanağını kullanmasını sağlayan araçtır. İşte bu kartların kötüye kullanılmaları, söz konusu maddede suç olarak tanımlanmıştır. Maddeye göre, aşağıdaki şekillerde gerçekleştirilen hareketler bu suçu oluşturmaktadır:

  • Başkasına ait bir banka veya kredi kartının, her ne suretle olursa ol­sun ele geçirilmesinden sonra, sahibinin rızası bulunmaksızın kullanılması veya kullandırtılması ve bu suretle failin kendisine veya başkasına haksız yarar sağlaması.
  • Aynı fiilin, aynı koşullarla sahibine verilmesi gereken bir banka veya kredi kartının bunu elinde bulunduran kimse tarafından kullanılması veya kullandırtılması; söz gelimi kartı sahibine vermekle görevli banka memurunun kartı kendi veya başkası yararına kullanması.

Hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının ratio legis’lerinin tümünü de içeren bu fiillerin duraksamaları ve içtihat farklılıklarını önlemek amacıyla, bağımsız suç hâline getirilmeleri uygun görülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında ise suçun cezayı ağırlaştıran halleri düzenlenmiş olup birinci fıkrada belirtilen fiillerin, oluşturulmuş sahte bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle işlen­mesi halinde failin, daha ağır bir ceza ile cezalandırılacağı düzenleme altına almıştır. Ancak, bu fıkra hükmüne istinaden daha ağır bir cezaya hükmedilebilmesi için, fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması gerekmektedir.

IV. Sonuç

Bilişim suçlarının tanımlanması ve düzenlenmesinde öncelikli nokta bir sistemin bilişim sistemi sayılıp sayılmadığı yönünde doğru ve yerinde tespitler yapılmasından geçmektedir.  Söz konusu sistemin, bilgisayar olmadan da çalışabilecek bir sistem olduğuna kanaat getirilir ise sistem, bilişim sistemi sayılamayacaktır. TCK’nın 243. maddesinin gerekçesinde, “Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir” şeklinde ifade edilmektedir.  Dolayısıyla, tanımdan yola çıkılarak, bir sistemin bilişim sistemi olup olmadığına verileri toplayabilme, yerleştirebilme ve otomatik işlemlere tabi tutma niteliğinin varlığına göre karar verilecektir.

Sistemin bir bilişim sistemi olduğuna kanaat getirildikten sonra ise, bu bilişim sistemine karşı gerçekleştirilen eylemlerin pek tabii olarak hukuka aykırı bir şekilde icra edilmiş olması aranacaktır. Esasen bilişim suçlarının düzenlenmesinin en temel gerekçelerinden birinin dayanağı da belirttiğimiz üzere Anayasa’da yer almaktadır. Nitekim gerek Anayasa’nın gerekse Sözleşme’nin düzenlenmesinin amacı ve düzenlenmesi altında yatan düşünce; sürekli olarak gelişen ve değişen teknoloji çağında, bilişim sistemlerinin kötü yollar ile kullanılması neticesinde, kişilerin özel alanlarına ihlal gerçekleşmeye başlanmış olmasıdır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, kişilerin özel hayatı anayasal bir hak olup işbu sebeple yasalar ile koruma altına alınmıştır. Dolayısıyla hukuken korunan bu alana hukuka aykırı olarak yapılan müdahalelere karşı cezai yaptırımların düzenlenmesi gerekmiştir.

Bu doğrultuda Sözleşme’ye üye olan ülkelerden biri olarak TCK’nın İkinci Kitabı’nın, Üçüncü Kısmının, Onuncu bölümünde “Bilişim Alanında Suçlar” düzenlene bulmuştur. Bu kapsamda hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme ile yine hukuka aykırı olarak banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması eylemleri cezai sorumluluğu gerektiren fiiller olarak düzenlenmiş ve kanunda öngörülen icrai hareketlerin hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmesi neticesinde ilgili suçun ve/veya suçların oluşacağı hüküm altına alınmıştır.

Aslıhan Kızılkanat, Associate

 

KAYNAKÇA

  1. Cahit Ali USTA, Recep BENZER, AVRUPA SİBER SUÇLAR SÖZLEŞMESİ VE TÜRKİYE’NİN DAHİL OLMA SÜRECİ, Gazi Üniversitesi, Bilişim Enstitüsü, 2018    Ankara, Uluslararası Bilgi Güvenliği Mühedisliği Dergisi, Cilt:4, No:2
  2. Mehmet Burak KIZILTAN, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Bilişim Sistemine Girme, Sistemi Engelleme Ve Bozma Suçları, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler          Enstitüsü, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,2007
  3. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve Gerekçesi
  4. 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
  5. Avrupa Siber Suçlar Konseyi Sözleşmesi
  6. Murat DÜLGER, V. Bilişim Suçları Ankara, Seçkin Yayınları, 2004
  7. Levent KURT, Açıklamalı-İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanundaki Uygulaması, Ankara, Seçkin Yayınları, 2005
  8. Mesih GÖZÜŞİRİN, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Bilişim Suçları ve Bilişim Suçları ile Mücadeleye İlişkin Model Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2011
  9. Şaban Cankat TAŞKIN, Karşılaştırmalı Hukukta ve Hukukumuzda Bilişim Suçları, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2008
  10. Hüseyin AKARSLAN, Bilişim Suçları, Bilişim Yoluyla İşlenen Suçlar ve Adli Bilişim Ayrımı, Yüksek Lisans Tezi, 2011

[1] Kızıltan, Mehmet Burak, (2007), 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Bilişim Sistemine Girme, Sistemi Engelleme Ve Bozma Suçları, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul sf.61-62

[2] Türk Ceza Kanunu Madde 21

[3] DÜLGER, Murat V. Bilişim Suçları, Ankara, Seçkin Yayınları, 2004, sf.239

[4] KURT, Levent. Açıklamalı-İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanundaki Uygulaması, Ankara, Seçkin Yayınları, 2005, sf.165

[5] GÖZÜŞİRİN, Mesih 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Bilişim Suçları ve Bilişim    Suçları ile Mücadeleye İlişkin Model Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2011

[6] Taşkın, Şaban Cankat, Karşılaştırmalı Hukukta ve Hukukumuzda Bilişim Suçları, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2008, sf.75

[7] Türk Ceza Kanunu Gerekçesi

MAKALELER SAYFASINA DÖN
@