Dil

+90 (212) 217 12 55 +90 (212) 217 12 54 info@kilinclaw.com.tr

Makaleler

Kategoriler

Arşiv

Telefon
+90 (212) 217 12 55

I. GİRİŞ

Sürekli olarak bir değişim ve gelişim içerisinde olan hizmet sektöründe, öncü firmaların mal ve hizmetlerini uluslararası alanda sunmak ve pazarlamak ihtiyacı her geçen artış göstermektedir. Bu gelişmeler ışığında ulusal sınırların ortadan kalkması ile birlikte fikri ve sınai hakların da uluslararası alanda tanınma ve korunması gündeme gelmiş bulunmaktadır.

Sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da faaliyetlerde bulunan önemli ve öncü firmaların mal ve hizmetlerini uluslararası piyasalarda sunmalarında çok büyük etken olan “marka”nın tescili ise, söz konusu hizmetlerin pazarlanması ve korunması için son derece önem arz etmektedir. Bu sebeple markasını yurt dışında da korumak isteyen firmaların, bu markaları ayrıca ilgili ülkelerde tescil ettirmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, marka tescilinden doğan haklar, sadece tescilin yapıldığı ülkede koruma sağlamaktadır. Eğer markanın yurtdışında da korunması isteniyorsa, koruma talep edilen ülkelerde de tescil ettirilmesi gerekmektedir. Tescil talep edilen ülke ofislerine tek tek başvuru yapılabileceği gibi, belirli tescil sistemlerinin kullanılması sureti ile tek bir başvuru ile birden çok ülkede koruma elde edilebilmesi mümkündür.

Günümüzde uluslararası marka tescili bakımından temelde 2 (iki) esas başvuru sistemi mevcuttur. Bunlardan ilki bölgesel sistemlerden olan “Avrupa Topluluğu Markası (CTM) Sistemi”; diğeri ise, uluslararası sistemler arasında yer alan ve sıklıkla tercih edilen “Madrid Sistemi”dir. Bununla birlikte, Benelüks Marka Tescil Sistemi ve Afrika Sınai Mülkiyet Örgütü sistemi aracılığı ile de marka tescili kapsamında bölgesel koruma sağlanabilmektedir.

Bu makalede bir markanın uluslararası alanda tescili kapsamında açıklama ve bilgilendirmelere yer verilmiş olup, aşağıda ilgili başlıklar altında ayrıntılı olarak ele alınarak bilgilerinize sunulmaktadır.

II. AVRUPA TOPLULUĞU MARKASI (CTM) SİSTEMİ KAPSAMINDA MARKA TESCİLİ

Bölgesel sistemlerden biri olan Avrupa Topluluk Marka Tescil Sistemi ile, marka sahipleri tek bir başvuru ve belge ile üye ülkeler nezdinde Avrupa Birliği’nde tek hukuk (AB Hukuku) çerçevesinde koruma talep edebilmektedirler.1 Kısaca CTM olarak adlandırılan bu sistem, Avrupa Birliği üyesi ülkeler kapsamında bir koruma sağlamaktadır.

Avrupa Topluluğu’na üye ülkelerde tek bir başvuru ile koruma sağlayan sistem olan Topluluk Marka Sistem’inde tescil işlemleri; İspanya’nın Alicante şehrindeki Avrupa Birliği Fikri Haklar Ofisi (EUIPO- European Union Intellectual Property Office)’nde yürütülmektedir.

Topluluk markasının başlıca avantajları;

  • Tek başvuruyla tüm Avrupa Topluluğu ülkelerinde marka tescili yapılabilmesi ve;
  • Her ülkede ayrı tescil başvuruları ile karşılaştırıldığında çok daha ekonomik maliyetlere sahip olması,

şeklinde belirtilebilmektedir.

Aşağıda “III” No.lu başlık altında açıklanan Madrid Protokolü ile kıyaslandığında ise; menşe ülkede en az bir başvuru zorunluluğu aranmamaktadır. Böylelikle Madrid Protokolü’nde olduğu gibi menşe ofisteki markaya bağlılık ortadan kalmıştır. Tek seferde tüm ülkeler seçilmelidir. İstenilen ülkelerde tescil edilmesi gibi bir hak yoktur. Tüm ülkelerin işlemleri birbirlerine bağlıdır. Bu nedenle bir ülkede markanın reddedilmesi halinde; diğer ülkelerde de reddedilmesi sonucunu beraberinde getirecek olup, bu husus dezavantaj teşkil etmektedir.

III. MADRİD SİSTEMİ KAPSAMINDA MARKA TESCİLİ

Markanın uluslararası tescilini oluşturan Madrid Sistemi esasen iki mevzuat düzenlemesinden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi, 1891 tarihli Markaların Uluslararası Tesciline ilişkin Madrid Anlaşması (“Madrid Anlaşması“); diğeri ise 1989’da kabul edilip 1 Aralık 1995’te yürürlüğe giren ve 1 Nisan 1996’da uygulanmaya başlayan Madrid Anlaşması’na ilişkin Protokol (“Madrid Protokolü“)’dür. Türkiye, 1 Ocak 1999 tarihinde Protokol’e taraf olmuştur.

Madrid Protokolü’ne taraf devletler, bütün olarak “Akit Taraflar” olarak kabul edilmektedir. Madrid Sistemi, kuruluş, yerleşiklik veya tabiiyet açısından Protokol üyeleriyle gerekli bağlantıya sahip olmayan gerçek veya tüzel kişiler tarafından kullanılamamaktadır. Ayrıca, Madrid Protokolü’ne taraf olmayan bir ülkede bu sistem aracılığıyla marka koruması sağlanması mümkün değildir.

Türk Hukukunda halihazırda yürürlükte bulunan 12 Mart 1999 tarihli ve 23637 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olan Markaların Uluslararası Tesciline İlişkin Madrid Anlaşması ve Bu Anlaşmaya İlişkin Protokolün Uygulanmasına Dair Yönetmelik (“Yönetmelik“) uluslararası marka tescil başvurusunun yeri, zamanı ve başvuru evrakının düzenlenmesi ile markalarla ilgili diğer işlemlerde uyulacak usul ve esasları belirlemektedir.

Madrid Protokolü kapsamında Türk vatandaşları, Türkiye’de ikamet edenler veya Türkiye’de ticari veya sınai bir faaliyette bulunanlar, Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT“) aracılığıyla Madrid Protokolü’ne taraf olan ülkelerde uluslararası marka başvurusunda bulunabilmektedir. Uluslararası marka başvurusu, Madrid Protokolü’ne taraf bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşa sahip veya o ülkede yerleşik veya o ülkenin tabiiyetinde olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından yapılabilmektedir.

Madrid Sistemi’nin kapsamı oldukça geniş olup başvuru sahiplerine daha uygun bütçeli, çabuk ve etkin bir uluslararası başvuru yapma imkânı sağlamaktadır. Başvuru sahipleri tek bir form düzenleyerek Madrid Protokolü’ne taraf 100 (yüz) ülkeden2 istediğini seçebilmekte ve ayrı ayrı mevzuatlara maruz kalmaktan kurtularak tek bir dilde gerçekleştirdiği başvuru ile, markanın seçilen ülkelerde uluslararası tescilini sağlayabilmektedirler. Bunun yanı sıra markanın tescili sonrasında marka ile ilgili yapılacak her türlü değişiklik (örneğin; adres, nev’i, unvan, sahip değişikliği, vekil atama/azletme gibi diğer tasarruf işlemleri vb.) de aynı şekilde tek bir işlem ile uluslararası sicile kaydedilmektedir. Madrid Protokolü uyarınca, uluslararası başvurular İngilizce veya Fransızca dillerinden birisi ile yapılabilmektedir. Bu dillerin dışında bir dille yapılan başvurular başkaca bir inceleme yapılmaksızın gönderene iade edilmektedir. Ancak Menşe Ofis başvuruların bu dillerden herhangi birisiyle yapılmasını zorunlu tutabilmektedir. Nitekim TÜRKPATENT, uluslararası başvuruların sadece İngilizce dilinde yapılması zorunluluğunu getirip başvuru dilini sınırlandırmıştır.

Uluslararası marka tescilinin gerçekleştirilebilmesi için öncelikle ilgili menşe ofiste, tescilli bir markanın veya bir marka başvurusunun bulunması gerekmektedir. Uluslararası marka başvurusu, söz konusu tescilli markaya ya da marka başvurusuna dayanarak menşe ofis aracılığıyla İsviçre’nin Cenova kentinde kurulmuş olan Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (“WIPO“)’ne yapılmaktadır. Belirtmek gerekir ki, menşe ofislere yapılan uluslararası marka tescil başvurusu, Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınaî veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir. Başvuru sahibi tarafından WIPO’ya doğrudan yapılan başvuru ise usulüne uygun olarak yapılmamış kabul edilerek, başvuru sahibine iade edilmektedir.

Madrid Protokolü üzerinden yapılan uluslararası marka başvurularının menşe ofis aracılığıyla WIPO’ya bildirilmesi zorunludur. Madrid Protokolü uyarınca TÜRKPATENT aracılığıyla yapılacak uluslararası başvurular https://online.turkpatent.gov.tr/CES/ adresinden çevrimiçi evrak sistemi aracılığıyla veya aşağıdaki belgelerin TÜRKPATENT’e sunulması ile gerçekleştirilebilmektedir:

  • √ Talep formu.
  • √ İlgili talebe ilişkin olarak usulüne uygun ve İngilizce doldurulmuş, WIPO tarafından sağlanan resmi form.
  • √ Menşe ofis taleplerinin WIPO’ya bildirilmesi ücretinin ödendiğini gösterir bilgi.

Yukarıda belirtilen şekilde gerçekleştirilen başvuru, Menşe ofis tarafından şekli açıdan uygun bulunması halinde imzalanarak en geç 2 (iki) ay içerisinde WIPO’ya gönderilir. Menşe ofisin başvuruyu aldığı tarih uluslararası başvuru tarihi olarak kabul edilir. WIPO, başvurunun mal ve hizmetlerinin açık şekilde belirtilmesi, sınıflandırmanın NİS sistemine göre uygun ve doğru olarak yapılması, ücretlerin doğru bir şekilde ödenmiş olması gibi konularda Madrid Protokolü gerekliliklerine riayet edilip edilmediğini bir kez daha kontrol ederek, uygunsuzluk olmadığının tespiti halinde başvuruyu uluslararası sicile kayıt eder ve WIPO Gazetesi’nde yayınlar. Daha sonra WIPO, marka korumasının talep edildiği akit taraflara bildirimde bulunur. Bu şekilde uluslararası olarak tescil edilmiş bir marka tescili 10 (on) yıl süre ile korunmaktadır. Talep üzerine ve yenileme ücretinin ödenmesi koşulu ile 10 (on) yıllık süreler dahilinde yenileme mümkün olmaktadır.

Vurgulamak gerekir ki, uluslararası tescilli marka, menşe ofiste başvuru halinde bulunan veya tescil edilen esas markaya uluslararası tescil tarihinden itibaren 5 (beş) yıl süre ile bağımlı kalmaktadır. Diğer bir ifade ile 5 (beş) yıllık süre içine esas başvuru geri alınır, reddedilir veya bu başvuru sonucunda yapılan tescil ya da uluslararası tescile konu esas tescil, vazgeçme, iptal veya hükümsüzlük gibi nedenlerle menşe ofisi tarafından terkin edilir ise, uluslararası tescil ve bundan doğan koruma da etkisini kaybedecektir. Madrid Protokolü burada da oldukça önemli bir düzenleme getirerek, menşe ofisi ülkesinde marka hakkı son bulan kişinin, uluslararası tescilin etkisini kaybettiği tarihten itibaren 3 (üç) ay içinde, uluslararası tescile istinaden markasının korunduğu ülkeye marka tescili başvurusunda bulunmak suretiyle, herhangi bir hak kaybına uğramaksızın uluslararası tescili millî tescile dönüştürebileceği ve böylece markasının ülkede korunmasını sağlayabileceği hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda kısaca açıklandığı üzere, Madrid Protokolü ve Madrid Sistemi, sağladığı kolaylıklar ve sayıca yüksek avantajları çerçevesinde halihazırda dünya üzerinde en çok kullanılan uluslararası marka tescili sistemidir. Madrid Sistemi’nin önemli avantajlarından bir diğeri de istenildiği takdirde sisteme üye diğer ülkelere de tescilin genişletilebilme imkânı sunmasıdır. Ayrıca marka başvurusunun, başvurulan ülkelerden birisinde reddi halinde; işbu red diğer akit ülkelerdeki başvuruların akıbetine etki etmemektedir.

IV. SONUÇ

Günümüzde teknolojinin çok önemli bir hızda gelişmesi, dünyadaki ticari faaliyetlerin internet satışları ve online alışverişlerin de önemli etkileri ile globalleşmesi ve şirketlerin de aynı oranda uluslararası pazarda faaliyetlerini sergilemesi kapsamında markanın uluslarası alanda ve birden çok ülkede tescil edilmesi, oldukça önemli hale gelmiştir. Markanın uluslarası alanda tescili bakımından en çok “Avrupa Topluluğu Markası (CTM) Sistemi” ve “Madrid Sistemi” tercih edilmektedir. Bu sistemler sayesinde, markalarını birden fazla ülkede koruma altına almak isteyen marka sahipleri bu korumayı elde edebilmek için her bir ülkede ayrı ayrı tescil etme külfetinden kurtulmuş bulunmaktadırlar. Markanın her ülkede ayrı ayrı tescil edilmesi, birden fazla başvuru ücreti ödeme, belge hazırlama, yerel dili kullanma, her bir ülkedeki tescil ve ilan sürelerini ve süreçlerini bekleme vb. gibi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.

Bu iki sistemin diğerlerine göre daha çok tercih edilmelerinin sebebi, markaların tek bir başvuru ve tek bir dil kullanılarak birden fazla ülkede uluslararası tescilinin sağlanmasıdır. Her iki sistem de kendine özgü avantajlar ve dezavantajlar içermekle birlikte, uluslararası marka tescil işlemlerinin kolaylaştırılmasında her ikisi de oldukça etkili rol oynamaktadır. Bu bağlamda, WIPO tarafından oluşturulan Madrid Sistemi ve Avrupa Birliği kapsamında kurulmuş olan CTM-Avrupa Topluluk Marka Sistemi, markaların uluslararası tesciline yönelik olarak atılmış en ciddi adımlardır.

Footnotes

1. KARAHAN, Sami; SULUK, Cahit; SARAÇ, Tahir; NAL, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku’nun Esasları, 3.Basım, Ankara 2013, s.182-183. 

2. Mart 2018 tarihi itibari ile taraf ülke sayısını belirtmektedir. 

Gülenay Çapkınoğlu, Avukat; Aslıhan Kızılkanat, Avukat ve Reyhan Köksalan, Yasal Stajyer

MAKALELER SAYFASINA DÖN
@